Ekim 30, 2008 ·

Mor menekşelerim
Hayata karşı inatçı olmak, sabırlı olmak ve naif olmayı tefekkür ederek öğrenmek gerekiyor.
Bu kibar çiçeklerimi sizinle paylaşmak istedim. Aslında yazmak istediğim çok şey oldu fakat yaratılmış bu güzellikler karşısında pek birşey yazamadım. Yaratılanı sev, yaratandan ötürü felsefesini Akif Eren'de de görüyorum ve her defasında çok mutlu oluyorum.
Sevgi doluluğu beni mest ediyor. Kuşları, kuçu kuçuları, ağaçları ve menekşelerimi bile öpücüğe boğuyor.
Sanırım sevgi herşeyi yeşertiyor. Mevsime inat olsa dahi...
Yorum (0)
Yorum yaz!
Ekim 5, 2008 ·

Bir bayram koşturmacası yine
Sabah erkenden(5:30) kalkıp havaalanına gidip o kalabalığı görünce gözlerimize inanamadık. İçeri girebilmek için bile uzayan kuyruklarda sıraya girmemiz gerekiyordu. Uçağa 30 dk vardı çabuk olmalıydık. Check in işlemini online olarak yapmıştık yapmasına ama bavullar vardı ve asıl pandomima burda kopuyordu. Buradaki kuyruk içeri girerkenkinden bile fazlaydı. Uçağımızın kalkmasına az kaldığını söylediğimizde bize öncelik tanıdılar tanımasına ama ikinci güvenlik kontrolüne girmemiz gerekiyordu.
O sırada "Zorcan ailesi lütfen 101 No.lu kapıya gelin" sesi havaalanında çınlıyordu.
İkinci kontrol için acele etmeliydik ama sıra! Sıradakilerden izin almamızı söyledi güvenlik görevlisi. Türkler tamam ama Rus bayanın hakkını aldığımız için "Sorry Mrs. We are so sorry" (Çok üzgünüz bayan) ama acele etmeliydik.
Ve Akif Eren babasının kucağında benim elimde kabine konulacak küçük bagaj ve 101 No.lu kapıdan geçmek için epey koşturduk en nihayetinde uçağa girdik çok şükür.
Artık rahat bir nefes alabilirdik. Şimdi bize iyi bayramlar...
Elif A. Örencik ZORCAN
Yorum (0)
Yorum yaz!
Ekim 2, 2008 ·
Biraz şeker, biraz baklava ama en çok yüzlerde kalan gülümsemelerdir unutulmaz yapan bayramları. Yine böyle bir bayram yaşayabilmemiz ümidi ile...
Eski bayramları unutulmaz yapan da sanırım o naiflikti. Mendillerin içine konan harçlıklar, kolonya kokusuna karışan şekerlemenin tatları, minik cüzdanlarda biriken bayramlıkların sayılması her seferinde sanki artarmışçasına...
En çok da ayakkabılara sevinirdik. O parlak ayakkabılar tekrar tekrar giyilir bayram öncesinde ama odanın en baş köşesine konur her seferinde itina ile.Taa ki o sabaa kadar...
Babalar namazdan geldiğinde muhteşem bayram kahvaltısı hazır, fonda TRT Fm bayram şarkıları-türküleri, yüzlerde babanın gelmesini bekleyen o müthiş heyecan ve elbette taptaze giyilmiş daha yeni kokusu üstünden gitmemiş bazen anne dikimi bazen satın alınmış bayramlıklar....
Çocuklarımızın da bu güzellikleri yaşayabileceği bayramları hepbirlikte yaşamak arzusu ile.
Elif Örencik ZORCAN
Yorum (0)
Yorum yaz!
Ağustos 6, 2008 · Kategori: Çocuk & Aile
Merhabalar
Geçen gün insanların yaptıkları bazı anlamsız şeyleri düşünürken farkettim ki;
Bebek olarak dünyaya geliyorsunuz ve büyümeye çalışırken önce ebeveynlerinizi, büyükanne ve büyük babaları, okul döneminde öğretmenlerimizi ve kazandığımız başarılar ile tekrar ebeveynlerimizi, işe başlayınca patronumuzu, sonra evlenip eşimizi ve evliliğin meyvesi çocuğumuzu mutlu etmeye çalışırken buluruz kendimizi. Bu arada çocuğu yetiştirirken de aile büyüklerini mutlu etmeye çalışırız elbette....
En sonunda da her halde ben mutlu edilme kademesine geldim şeklinde bir düşünce tarzı benimsiyor olacağız ki, etrafımızdaki insanların her yaptığına eleştirel gözle bakıp, "Aaaa Aysel sence bu hiç olmuş mu?!" ya da "Mehmet bunu sana hiç yakıştıramadım!" şeklindeki eleştirel cümleleri beynimizin derinliklerine kazıyoruz ve bu bilinçaltı yönetimin neticesinde ise mutsuzluğa tekrar mahkum ediliyoruz. Fakat bu sefer bir şartla... Bunu kendi kendimize yapmış oluyoruz.
Halbuki şöyle olabilirdi.
Okul döneminde ebeveynler çocuklarının ne olmak isteyeceğine karar vermek yerine; kızımın-oğlumun acaba neye istidadı var? diye kafa yorsalar zaten olayın en büyük kısmını katetmiş oluruz.
Ondan sonra da o konuyla ilgili geliştirme çalışmalarını yaparkenki süreçte benim evladım bu sınavda başarısız oldu kompleksine girmek zorunda kalmaz; burda herkesle yarışacak düşüncesini kafamıza sokmamış oluruz. Hem çocuk da kendini atletizm yarışmalarındaki koşucular gibi görmeden kendinin farkındalığında, ne istediğini bilerek ve herşeyden önemlisi kendi sorumluluğunu aldığı adımlar atmaya yönlendirmiş oluruz.
Bu kısımda en çok anne babaya ondan sonra da büyük anne ve babalara iş düşüyor. Genel itibari ile büyükler kendi içlerinde ukde kalan şeylerin çocukların içinde de ukde kaldığını düşünürler ve o zaviyeye yönlendirmeye çalışırlar. Bu egoyu yendikten sonra çocuğun arkasında olduklarını göstermeli ve o her ne seçerse onunla gurur duyacaklarını teleffuz etmeliler ve bu yönde davranışlar göstermeliler.
Konunun zaten en can alıcı kısmı burda hallolmuş olacak. En başta belirttiğim gibi birey kendi mutluluklarını göz ardı etmeden ve bilakis kendi de mutlu olarak başkalarını mutlu ederse ileriki zamanlarda mutsuz bireyler yetiştirmeyecek ve kendini yanlızlığa mahkum etmemiş olacaktır.
Ben bir psikolog yada bireysel danışman vs... değilim. Şu an için sadece bir çocuk annesiyim. Etrafımda gözlemlediğim mutsuz insan- mutsuz evlilik- mutsuz çocuk- mutsuz toplum piramidinin bir an evvel yıkılması gerektiği kanısındayım sadece.
Elif A. Örencik ZORCAN
Kalıcı Bağlantı
Yorum (2)
Yorum yaz!
Temmuz 27, 2008 ·
Oğlumun ilk yaş günü....
26/07/08 günü evimizde sade ama anlamlı bir törenle kutladık. Önce pasta kesildi. Sonra diş buğdayı kısmına geçildi. Oğlum ilk dişini 11 aylıkken ikincisini de yaşına yakın çıkardı. Bir örtünün üzerine kalem(yazar olsun diye) kitap (çok okusun diye) Kur'an-ı Kerim(alim olsun diye) makas(kimine göre terzi ama bana göre designer olsun diye; hatta Asiye teyzesine göre Cerrah olsun diye) araba (galerisi olsun diye) para(iş adamı olsun diye) cep telefonu(bilmiyorum) web cam(bilgisayar mühendisi olsun diye) gibi bazı aksesuvarlar konuldu.
Oğlum önce çok enteresan gelmiş olacak ki makası seçti. Tabi bende biraz itiraz ettim. Çünkü diğerleri hep gördüğü eline alabildiği şeylerdi. O enteresan geldi diye seçtiğini iddia ederek mızıkçılık yaptım.Sonraki tercihi ile hepimizi çok mutlu etti. Özellikle de beni. Tabi ki tercihi Kur'an-ı Kerim...
- Diş buğdayının tarifi için www.portakalagaci.com sitesinden sevgili Hatice'den ama malesef onun haberi olmadan fikir edindim. Elbette üzerinde bazı değişiklikler de yaptım.
Malzemeler:
- 1 su bardağı buğday
- ceviz içi
- kuru dut
- kuru üzüm
- fındık
- antep fıstığı
- fındık, fıstık ve bademli bonbon şekerleri
- siyah üzüm
- toz şeker
Buğday bir gece önceden ıslatılır ve ertesi gün suyu süzülür. iyice pişirilir. Pişen buğdayı soğumaya bıraktıktan sonra ayrı bir kaba servis edilmek üzere toz şeker ve siyah üzüm harici tüm malzemeler karıştırılır.
Siyah üzümler de dalından ayrılır ve soğuyan buğdaya eklenip bir servis tabağına alınır.
Ayrı bir kaba da toz şeker konulur.
Yemek için önce buğday ve üzüm karışımından kaseye alınır, ardından arzuya göre toz şeker ilave edildikten sonra fındıklı cevizli karışımdan da eklenir ve yenir.
Adeti içine bir tane altın koymaktır ve kime çıkarsa bebeğe hediye alacağına dair anlaşılır.
Yapılmasının esası da dişi çıkan çocuğun dişlerinin hep sağlam olmasıdır. Buğdayın besleyici özelliği sayesinde yiyen anneye sütü mineraller ile dolacak ve çocuk da bundan faydalanacaktır.
İç imiz rahatladıktan sonra yeme içme faslına geçtik. Sohbetler edildi, gülündü eğlenildi... Oğluma gelen hediyeleri açtık çok tatlı şeyler gelmişti. Herkese çok teşekkür ederim. Gelmeleri benim böyle bir günde yanımda olmaları bile çok çok önemliydi. Oğlumun diğer önemli günlerinde de yanında olmalarını diliyorum.
Sanırım ben Anne olmayı öğreniyorum.
Ben O' na dünyada başına gelebilecek her türlü duruma karşı hazırlıklı olma eğitimini vermeye çalışırken, onun iyi ve erdemli bir insan olması için her türlü çabayı verirken ve her türlü fedakarlıkta bulunurken o bana bunları nasıl yapacağım konusunda çok önemli bir şeyleri hatırlattı.
Belki de bunlar yaparken benim ne olduğumu gösterdi bana. Kim bilir en usandığımda derin bir nefesle sabır çektiğimi ciğerlerime ve canlandığımı anlattı bana göz yaşlarıyla.Belki de gece uyumadığında kendine karanlıktan korkmamayı öğretti kim bilir..
Benim bildiğim şey bana ANNE olmayı öğretirken benim aslında sadece ona yol göstermeye çalıştığım ve kendi yolunu seçerken her zaman onun arkasında olacağımdır. Canım oğlum seni her ne koşulda olursan ol hep çok seveceğim, seveceğiz....
Elif A. Örencik ZORCAN
Annen....
Yorum (0)
Yorum yaz!
« Önceki :: Sonraki »